![]() |
| İşte insana yalnızlığını unutturan dostlarla skype dünyası. Beni mutlu ettiniz, siz de hep öyle olun! |
Palermo etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Palermo etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
26 Şubat 2011 Cumartesi
Ekranda Buluştuğum Dostlar!
Sicilya'da Son Günümüz ve Monreale Kilisesi
Son gümünüzde Palermo'da daha önce görmeye fırsat bulamadığımız ünlü mü ünlü Monreale kilisesi ve manastırını gezdik. Çok bunaltıcı bir otobüs yolculuğundan sonra (sadece 20 dakika ama çok kalabalık), Monreale ulaştık. Burası Norman krallarından II. William tarafından, II. Roger'ın yaptırdığı katedralden daha üstün olsun daha büyük olsun daha iyi olsun diye inşa ettirilmiş bir Orta Çağ yapısı. Yine altından mozayikler, incilden tanıdık sahneler ve Arap mimarisinin etkilerinin görüldüğü bir kilise. Çok çarpıcı ve büyüleyici bir sanat eseri, malesef sanatçıların isimleri değil, sponsorlarının isimleri anılıyor.
II. William gösteriş meraklısı bir megalomanyaktı muhtemelen. Sayesinde kent turist kaynıyor!
II. William gösteriş meraklısı bir megalomanyaktı muhtemelen. Sayesinde kent turist kaynıyor!
| Bizans usulü panto krator. Herşeyi yaratan isa pozu. |
| Mozayiklerin ayrıntıları büyüleyici.. |
| Kilisenin genel görünümü. Fazla karanlıktı, dışarısı yağmurlu olduğu için.. |
| Kilisenin yanındaki ünlü manastır ve Arap etkili mimarisi |
| Kilise ve manastırın avlusu. Bu anda dolu yağmaya başladı.. |
Sicilya'nın İnsanları
Sicilya’da gezdiğimiz süre boyunca maalesef buranın yerli halkıyla fazla tanışamadık. Zaten turist olduğumuz için ve araba kiraladığımız için sadece otellerdeki, restoranlardaki ve müzelerdeki insanlarla, bazen de sokak satıcılarıyla iletişime geçme imkanı bulduk. Ben İtalyanca bilmediğimden, onlar da herhangi bir yabancı dil bilmediğinden Sicilya halkını ve yaşantısını çok iyi tanıdığımı söyleyemem. Diğer taraftan, fazla resim çekmem de mümkün olmadı, çünkü insanların suratına objektifi çevirmek pek de hoş bir şey değil. Bazı –tamamen öznel- gözlemlerde bulundum, onları paylaşabilirim.
Her şeyden önce Sicilya insanının Türkiye algısı üzerine bir çift laf edebilirim. Avrupa’nın genelinde olduğu gibi, eğer hiç Türkiye’ye ayak basılmamışsa, buranın Doğu’da bir yerlerde yer alan bir çeşit Arap-İslam ülkesi olduğu kanısı genel halk arasında yaygın.
İki anekdot: Birincisi arabayı kiraladığımız europcar şirketindeki kadın benim ehliyetimin üzerinde Latin alfabesiyle yazılar olduğunu görünce, beni ikinci sürücü olarak kaydetmeyi kabul etti. Demek ki, Türkiye’de (heralde Osmanlı algısının devamı) Arap alfabesinin kullanıldığı düşünülüyor. İkinci olarak, küçük bir kentte kaldığımız hostelin sahibi bana ‘Türkiye’de de problemler var mı?’ diye sorarak Tunus ve Mısır’daki ayaklanmalara benzer olayların bizde de olup olmadığını öğrenmek istedi. Bu da Türkiye’nin sadece coğrafi olarak değil, siyasi olarak da genel olarak Arap dünyasının bir parçası olarak algılandığını gösteriyor. Bunun dışında, genelde ‘Turchia’dan geliyorum dediğimde, bir çok insanın suratında herhangi bir kas oynaması görmedim. Ama tüm bunları Sicilyalıları yargılamak için sıralamadım, sadece bir fikir vermek için.
Beni sürekli İtalyan sandıklarını, birkaç kere bana yol sormaya yeltendiklerini ekleyebilirim. Ama ‘no capito!’ ‘no İtaliano’ gibi şeyler zırvalayıp ellerimi iki yana çaresizlikle açtım. En sosyal anlarımı trafikte yaşadım. Arabalara yada yayalara yol verince mutlaka göz teması kurup gülümseniyor, hatta bizdeki gibi işte, bir selam çakılıyor. Her seferinde seve seve kurdum bu iletişimi..
Sicilya, sonuçta İtalya. Genel İtalyan klişeleri ile insan ister istemez karşılaşıyor, yada klişe olduğu için sadece onları algılıyoruz. Sonuçta buranın gençliği ile ne biliyim Berlin’in yada İzmir’in gençliği arasında hiçbir fark yok. Küreselleşme o farkları zaten sildi, süpürdü. Ben de daha çok orta yaşlı ve yaşlılara bakarak genel bir Sicilya portresi oluşturmaya çalıştım kafamda. Burası, unutmamalı, Akdeniz’in orta yerinde bir ada. Homojen bir nüfus beklemek, belirli bir tip, kategori oluşturmak imkansız gibi. Adanın geçmişinde ve bugününde yetmiş milletten insan var, tam bir Akdenizlilik yani! Bence en doğru tanımlama bu olur.
| Torununu parka getirmiş dede ve anneanne |
İnsanlarla ilgili dikkatimi çeken noktalardan biri, meydanlarda orta yaşlı adamların toplanması oldu. Küçük-büyük tüm kentlerde meydanlarda birtakım kısa boylu, göbekli, vasat giyinimli erkekler ya volta atıyorlar, ya bir masanın etrafında kağıt oynuyorlar yada hararetle bir şeyler tartışıyorlar. Bunun fotoğrafını birkaç kere çekmeyi denedim. Konuşmalar hep gürültülü, hep sanki her an kavga çıkabilirmiş gibi. Akranı olan kadınları ise çevrede pek göremedim, ya evlerinde işlerle uğraşıyorlar yada çarşıda manavda alışveriş yapıyorlar. Erkeklerin kamusal alanlarda görünür olduğu, kadının pek ortalarda dolaşmadığı bir yer Sicilya. Tabii bu dediğim taşra için geçerli, kentte böyle bir durum yok. Akdenizlinin habitusu, yada modus vivendisi bu işte. Bunu görmek beni gülümsetiyor, feminist kadın hareketinin taşraya ulaşması daha vakit alacak gibi burada…
| Sokağa bir masa atmış, kağıt oynayan adamlar |
| Kayığın üzerinde kağıt oynayan ve tartışan adam kişiler |
| Palermo'da bir restoranda futbol gazetesi okuyan genç adam |
Sicilya’da şimdiye kadar tek bir Türkiyeli’ye rastlamadığımı da belirtmek isterim. Türkler henüz Prag, Paris ve Londra’yı gezmeyi bitiremediler herhalde. Yakında burayı da keşfederler! Diğer turistlere gelince, bol bol Alman, Fransız ve Amerikalı var. Almanlar doğal güzellikleri, Fransızlar Orta Çağ mimarisini görmeye, Amerikalılar ise birazcık Avrupa havası koklamaya (‘this is awesome!’) gelmişler. Yazın buradaki turist deryasını düşünmek bile istemiyorum, hele ki buradaki kilometreler boyunca uzanan plajları gördükten sonra..
| Tunusluların oturduğu bir mahalledeki duvardaki yazı. Tercümeye gerek yok. |
| Sirakusa'da şeker satan amcalar |
8 Şubat 2011 Salı
Palermo Arkeoloji Müzesi
Pazartesi açık olmadığı için gezemediğimiz müzeyi bugün gezmeyi başardık. Genelde burada 11:30-16:00 arası her yer kapalı, çok çok uzun 'siesta'yapıyor İtalyanlar! Hem de kış günü! Ama müzede neyse ki öğle tatili yoktu, zaten biz de sabah 9'da oradaydık. Müzenin bir bölümünde tadilat vardı ama benim için önemli kısımları açıktı. Üç katlı müzenin en üst katı prehistorik buluntulara ayrılmış. Burada Üst Paleolitik, Mezolitik, Neolitik, Eneolitik ve Tunç Çağı'na ait çeşitli buluntular vitrinlerde sergileniyordu. Buluntular yada yerleşmelerle ilgili fazla bir bilgi edinmek mümkün değil. Daha çok bizdeki müzelere benziyor bu açıdan, eski vitrinler ve sadece dönem isimleri.. Palermo çevresinde çok sayıda mağara olduğunu ve buralarda özellikle Üst Paleolitik Dönem'e ait buluntulara rastlandığını öğrendim. Mezolitik Dönemden de çeşitli çakmaktaşı aletler, özellikle üçgen şekilli mikrolitler vardı. Neolitik öncesinde pek obsidyen yok, genelde çeşitli çakmaktaşlarından aletlerin yapıldığı görülüyor. Bazı mağaralarda bulunmuş olan kazıma duvar resimlerinin kopyaları da vardı.
Neolitik Dönem, MÖ 5500-4000 yıllarına genel olarak tarihleniyor. En eski buluntular arasında impresso tekniğiyle yapılmış çanakçömlekler var. Malesef Erken Neolitik ile ilgili çok az buluntu sergileniyordu. Birkça örnekle yetinmek durumunda kaldım. MÖ 3500'li yıllar ile birlikte Eneolitik Dönem başlıyor ve çeşitli kazıma, çizi, boya bezekli kaba görünümlü el yapımı çanak çömlekler ile temsil ediliyordu bu dönem. MÖ 2500-2000 yıllarında ise Erken Tunç Çağı adada başlıyor ve 3. bin yılın son dönemlerinde ilk tunçtan objeler ortaya çıkıyor.
Müzede bunların dışında Sicilya'nın ilk Helen kolonizasyonuna ait dönemden kalan Korint seramikleri de vardı ki bunlar gerçekten çok çok güzeldi. Özellikle 'wild goat style' gösteren örnekler beni lisans dönemimdeki derslere geri götürdü. Bilindiği gibi, Sicilya'da ilk koloniyi kuranlar Korintliler (MÖ 750 civarlarında). Syracusa'da kurulan koloni zamanla o kadar güçleniyor ki bağımsızlığını ilan ediyor ve hatta Atina gibi zamanın en güçlü kent devletlerinden birine karşı savaşta zafer kazanıyor. Daha sonra Fenikeliler de adayla ilgilenmeye başlıyorlar, koloniler kuruyorlar. Kartaca kralları Hamilkar ve Hannibal da adayı ele geçirmeye çalışanlar arasında, Hannibal bu konuda başarılı da oluyor hatta!!
| Üst Paleolitik Dönem tabakalarında bulunmuş kocaman patellalar |
| Erken Neolitik Döneme Ait Baskı Bezekli (impresso) çanak çömlekler |
| Neolitik Döneme ait çeşitli çakmaktşı dilgiler, okuçları ve aletler |
| MÖ 2000'lerde tüm Avrupa'da bir anda görülen çan şekilli kaplar (Bell Beakers/Glochenbecher) |
| Korint seramiklerinden erken örnekler |
7 Şubat 2011 Pazartesi
Palermo'da Panto Krator ve Küçük bir Pazaryeri
Pazartesi günü Palermo'daki arkeoloji müzesi ve diğer arkeolojik yerler kapalı olduğu için biz de kentteki turistik mekanları gezmeye karar verdik. Bunların başında Cappella Palatina geliyor. Ta 12. yüzyılın başında Norman kralı II. Roger tarafından inşa ettirilmiş, içi altın mozaiklerle kaplı küçük ama nefes kesici bir kilise. Kilisenin özelliklerinden biri de hem Norman hem Arap hem de Bizans mimari öğeleri taşıması. Mesela normal bir kilisede kesinlikle göremeyeceğimiz mukarnaslar -tipik bir Arap mimari elemanı- kilisenin tavanını süslüyor. Kilisenin kubbesinde ise Panto Krator karşımıza çıkıyor..
Normanlar'ın taa kuzey Avrupa'dan gelip Sicilya bir krallık kurmuş olmaları ve Romanesk adı verilen mimari stili geliştirmiş ve Avrupa'nın dört bir tarafına yaymış olmaları ilginç geliyor bana. Vikinglerle ilişkilendirilen Normanlar savaşçı toplumların neler başarabileceğinin göstergesi..
Capella Palatina'dan sonra sokaklarda gezerken bir pazaryerinin içinden geçtik. Burası bizdeki pazarlara çok benziyordu ama küçüktü. Akdeniz meyvaları dışında birkaç tropik meyve ve Türkiye'de görmeye alışık olmadığımız domuz paçası yada salyangoz gibi ürünler vardı.
Normanlar'ın taa kuzey Avrupa'dan gelip Sicilya bir krallık kurmuş olmaları ve Romanesk adı verilen mimari stili geliştirmiş ve Avrupa'nın dört bir tarafına yaymış olmaları ilginç geliyor bana. Vikinglerle ilişkilendirilen Normanlar savaşçı toplumların neler başarabileceğinin göstergesi..
Capella Palatina'dan sonra sokaklarda gezerken bir pazaryerinin içinden geçtik. Burası bizdeki pazarlara çok benziyordu ama küçüktü. Akdeniz meyvaları dışında birkaç tropik meyve ve Türkiye'de görmeye alışık olmadığımız domuz paçası yada salyangoz gibi ürünler vardı.
Palermo'da dikkatimi çeken ve bütün gün eğlendiren şeylerden biri arabalar ve trafik oldu. Bütün gün boyunca dikkat ettim, her arabada çizik var, çarpık yada paslanmaya başlamış. Arabaların hepsi küçük, pis ve park edildiklerinde aralarında 10 cm ya var ya yok. Kaldırımların üstü, sokaklar, yolların kenarları her yer araba parkı. Bana memleketimi hatırlattı, bol bol korna sesi ve yüzlerde motorsiklet de cabası.
Gün boyu gördüğümüz tarihi yerler içinde Tunuslulara karşı yapılmış bir savaşın anısına dikilmiş bir kapı (Porto Nueva) palabıyıklı ve türbanlı Tunusluları tasvir ettiği için ilgimi çekti:
6 Şubat 2011 Pazar
Palermo Sokaklarında
Palermo'ya ilk defa geldim ama sanki buraya daha önceden gelmişim hissine sahibim. Sanırım buradaki mimari, dar sokaklar, balkonlu evler ve geniş bulvarlar Barcelona ve Dubrovnik gibi Akdeniz liman kentlerine fazlasıyla benzediği için beni fazla şaşırtmadı. Ama Akdeniz'de olmak böyle bir duygu zaten, Doğusunda da Batısında da Arap,Ceneviz,Venedik,Yunan ve Latin öğelerini bulmak mümkün. Akdeniz'i Akdeniz yapan zaten tam da bu kültürlerin hepsinin tek bir kentteki varlığı. Özellikle mimaride, şehir planlarında, yemeklerde, müzikte ve tabii ki insanların hareketlerinde, değer yargılarında, kıyafetlerinde, gülüşlerinde, bakışlarında Akdenizliliği hissetmemek ve bir Egeli, Türkiyeli olarak kendimi tüm bu kültürlere ait hissetmemek mümkün değil. Sicilya'da insanın demek Akdenizlilik hissi artıyor.. Tüm bu tanıdık koku, doku ve görüntülerden sonra Afrika'ya yakın olduğumu hissetmek için içinde tropik ağaçların olduğu bir parka gitmem yetti. Türkiye'de gözümüzün alıştığı ağaçlardan çok farklı, Lost'taki ağaçlardan birine çocuklar sürekli tırmanmaya çalışıyor, anne-babaları da onlar düşmesin diye ağacın kenarında bekliyorlardı. Parkta çektiğim panoramik fotoğraf:
Palermo'daki şehir planı birbirini kesen dört büyük bulvar ve onların çevresindeki bloklardan oluşuyor. Bulvarlar üzerinde genelde giyim mağazaları (h&m,zara gibi) varken yan sokaklarda bazen restoranlar bazen oteller var. Bazı yan sokaklar ise çok dar ve buralarda genelde Hintliler yada Tunuslular oturuyor galiba. Yan sokaklardaki evlerde şirin balkonlar, sokak kedileri ve asılan çamaşırlar güzel fotoğraflar oluşturuyor; ama buralara fazla ışık girmediği için binaların cepheleri hep karanlık çıkıyor çektiğim fotoğraflarda. Yine de örnek olarak bir fotoğraf koyuyorum buraya:
Palermo'daki şehir planı birbirini kesen dört büyük bulvar ve onların çevresindeki bloklardan oluşuyor. Bulvarlar üzerinde genelde giyim mağazaları (h&m,zara gibi) varken yan sokaklarda bazen restoranlar bazen oteller var. Bazı yan sokaklar ise çok dar ve buralarda genelde Hintliler yada Tunuslular oturuyor galiba. Yan sokaklardaki evlerde şirin balkonlar, sokak kedileri ve asılan çamaşırlar güzel fotoğraflar oluşturuyor; ama buralara fazla ışık girmediği için binaların cepheleri hep karanlık çıkıyor çektiğim fotoğraflarda. Yine de örnek olarak bir fotoğraf koyuyorum buraya:
Bugün gezdiğim yerlerden biri de bit pazarıydı, dünyanın en gereksiz eşyalarının satışa sunulduğu bu pazara ilgi bayağı yoğundu. Yolda görsem eğilip almayacağım yüzlerce ıvır zıvır nasıl bir araya gelmiş? Satış oluyordu ama sanırım.. Buradan çıkıp deniz kenarına gittim ama burada trafik çok gürültülüydü ve yürümekten yoruldum, hostele dönüp dinlenmeye karar verdim..
Hostele dönmeden hemen önce komünist Araplar Tunus ve Mısır'daki ayaklanmalara destek gösterisi düzenliyorlardı, ne yazık ki ne dediklerini anlamayamadım ama pankartın üzerinde yazanlar İtalyanca bilmeyenler için bile oldukça açık ve netti:
5 Şubat 2011 Cumartesi
Palermo'da İlk Akşam..
Doğu Akdeniz ile Batı Akdeniz'i birbirinden ayıran çizgide, Akdeniz'in en büyük adasının en büyük şehrine geldim: PALERMO!
Palermo'da ilk yediğim yemek, biraz pahalıydı (8€) ama ilk gecenin şerefine ve ayrıca ucuz mekanları henüz bilmediğim için idare ettim. Yerel bira olarak sadece Birra Moretti denen marka vardı, fena değil ama bir Efes değil tabii.
Palermo'da her yer teenager dolu, bu kentin orta yaşlıları yada akranlarım nerede acaba diye düşünmeden duramadım. Kentin eski ve turistik meydanlarında gruplar halinde yüzlerce genç takılıyor ve çeşitli teenagerlara özgü hareket ve davranışlarda bulunuyorlar. Kentin Teatro Massimo olarak bilinen meydanı ve çevresinde sokak sanatçıları, dilenciler, işportacılar (hepsi Hintli), restoranlar (çoğu Tunuslu) ve lüks mağazalar var. Aşağıdaki şehir planı demek istediğimi anlatıyor heralde.
Palermo'da ilk yediğim yemek, biraz pahalıydı (8€) ama ilk gecenin şerefine ve ayrıca ucuz mekanları henüz bilmediğim için idare ettim. Yerel bira olarak sadece Birra Moretti denen marka vardı, fena değil ama bir Efes değil tabii.
Palermo'da her yer teenager dolu, bu kentin orta yaşlıları yada akranlarım nerede acaba diye düşünmeden duramadım. Kentin eski ve turistik meydanlarında gruplar halinde yüzlerce genç takılıyor ve çeşitli teenagerlara özgü hareket ve davranışlarda bulunuyorlar. Kentin Teatro Massimo olarak bilinen meydanı ve çevresinde sokak sanatçıları, dilenciler, işportacılar (hepsi Hintli), restoranlar (çoğu Tunuslu) ve lüks mağazalar var. Aşağıdaki şehir planı demek istediğimi anlatıyor heralde.
Palermo'nun ünlü yapılarından Teatro Massimo ile bu kaydı sonlandırıyorum:
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
