28 Mayıs 2011 Cumartesi

Iran gezisi bitti, simdi Ozbekistan'dayim.

Iran'da bulundugum surece bloguma hic bir sey yazamadim, saatlerce ugrasmama ragmen ne facebooka ne de blogspota girebildim. Simdi Taskent'teyiz ve Avrupa'dan her ne kadar uzaklasmis gibi gozuksek de Rus kulturunun yogun etkisi sayesinde Avrupa'da gibi hissediyoruz kendimizi. Haftalardan sonra ilk defa dun bir cafede oturduk, tuvalet kagidi olan temiz tuvaletler gorduk ve bicak kullanarak guzel yemekler yedik. Ve belki de en onemlisi kafamizdaki basortusunu Taskent'e indigimiz anda cikardik ve ilk aksam soguk Baltika biramizi yudumladik. Bu basit seyleri bu kadar ozleyecegim aklima gelmezdi ama iste Iran'da yasam bir yere kadar insana zevk veriyor.

Iran ile ilgili cok cok kayit hazirladim, hepsi sirada bekliyor. Yukarida saydigim seylere ragmen Iran gezimin belki de en guzel en carpici bolumuydu. Herkese siddetle Iran'a gitmelerini -ozellikle Siraz ve Isfahan'i- gormelerini tavsiye ederim. Bir dahaki kurban bayramina Amsterdam'a yada Roma'ya degil de Siraz ve Isfahan'a gidin. Ama bu kayitlari Ozbekistan'da giremeyebilirim. Su anda kaldigimiz hostelin ortak bilgisayarindan yaziyorum. OZbekistan'taki internet de Iran'daki kadar kotu olmaliydi aslinda ama isin ilginci burada hem facebook hem blogspot hem de google acik.

5 Mayıs 2011 Perşembe

Tahran'da İlk Gün: Müze ve Gülistan Sarayı

Evet! Tahran'daki ilk saatlerim internete girmeye uğraşmakla geçti, daha doğrusu internete girebildim ama facebook, blogspot, google gibi yaşamsal önemi olan sayfalara ulaşım normal yollardan mümkün değil. Internet filtreleme konusunda Çin ile yarışıyor İran. Bizim de sonumuz böyle olursa diye düşünmeden edemiyor insan! Ne de olsa şu anda Türkiye'de blogspot kapalı, youtube yıllarca kapalıydı. Pek de farklı değil yani devlet anlayışlarımız heralde.

Ama bizim buraya geliş amacımız tabii kültürel, tarihi ve doğal zenginlikleri görmekti! Dün Alman Arkeoloji Enstitüsü'nün kütüphanesinde otururken kafamı kaldırıp Elburz Dağları'nın karlarını görmek mesela bu ülkenin nasıl güzel sürprizlerle dolu olduğunu hatırlattı bana. Sonra İran Ulusal Müzesi'ni gezince Alt Paleolitikten, Neolitik'e, Elam Döneminden Perslere, Partlara ve Sasanilere kadar İran'daki kültürel-tarihsel gelişimi görmek buranın tarihsel çeşitliliğini, kültürel, edebi, sanatsal kadim geçmişini tokat gibi yüzüme vurdu. Ve İran'a gelir gelmez internet yüzünden yaşadığım sinir bozukluğundan dolayı utandım, buraya Batılı gözlerle değil, içeriden biri gibi, yüzeysel olmayan, derin gözlerle bakmam gerektiğini kendime hatırlattım. Kendime kızdım ve gönül gözümü açtım (umarım).

Ne de olsa ta Yunanistan'a sefer düzenleyen Dara'nın, Hayyam'ın, Şems'in, Kerem ile Şirin'in, Şehname'nin, Nizamülmülk'ün memleketi burası..Burası ateşe tapanların, haşhaşilerin başı Hasan Sabbah'ın, Zagrosların ve Elburz Dağları'nın evi.

Bu vesileyle size konuya uygun bir Hayyam dörtlüğü okumak isterim:

Denizde boğulan su damlacığı,
Toprakta eriyen toz zerreciği,
Bu dünyadan geçişimiz nedir ki?
Değersiz bir böcek
Bir göründü, bir kayboldu.

Müzede sağolsun meslektaşımız Yusuf sayesinde resim çekebildik. Burada Rusa II'nin Bastam'da (Rusahinili) bulunan yazıtını görebiliyoruz..

Sabırsızlıkla gzemeyi beklediğimiz Persepolis'ten kralı ve ona saygı gösteren hizmetçi, görevli ve askerleri gösteren kabartma. Ne kadar detaylı ve ne kadar özenle yapıldığını görünce işte bir imparatorluk başkenti böyle olur! diye düşünmeden edemiyor.

Kralın önünde saygı gösteren yada korkudan elini ağzına götürerek çok ilginç bir hareket yapan ziyaretçi..

Müzede Alt, Orta ve Üst Paleolitik dönemlerden çeşitli buluntular da sergileniyor. Burada içinde Neandertal kafatası bulunmuş olan Şanidar Mağarası ile ilgili bir poster..

Yusuf bizi sonra Şah'ın sarayına götürdü, şimdi ise bir kültür merkezi olarak kullanılan bu yapı kompleksi 100 yıl önce inşa edilmiş, dışı çinilerle içi aynalarla süslü bir mimari harikası. biraz fazla süslü ama yine de gözü rahatsız etmiyor.. 

Aynalarla yapılan bezemeler, şekiller çok ilginçti. Burada detay çekerken kendimi de çekmiş oldum :)

Sarayın içindeki odalardan biri. Duvarlar tamamen ayna ile kaplı, fotoğrafı çekince böyle gözüküyor..

Tahran sokaklarından genel bir görüntü..

Gülistan Sarayı'nda poz verdik..

3 Mayıs 2011 Salı

Gaziantep Dolmenleri

G.Antep'e girerken yol kenarındaki dolmenler. Malesef yol inşaatı yüzünden bir çoğu tamamen tahrip olmuş durumda.

Dolmenlerin olduğu alanda gezerken..

Başka bir dolmen aynı alanda..

Güneydoğu'nun Çocukları

Güneydoğu'nun Çocukları köylerde peşimizi bırakmadılar hiç, bazen bize rehberlik ettiler, bazen bizden para istediler, ayakları çıplak bazısının, çoban çocuklar, becerikli, görmüş geçirmiz, akıllı, eğitimsiz çocuklar bunlar..Çocuk mutlulukları bizi de gülümsetti. Sağolsunlar!

2 Mayıs 2011 Pazartesi

Hasankeyf Videosu

video
Hasankeyf'te kaleden kısa bir video çekmiştim.

1 Mayıs 2011 Pazar

Çayönü

Diyarbakır'dan Adıyaman'a geçmeden önce Ergani'ye yönümüzü çevirip Çayönü ve Hilar Harabeleri'ni ziyaret ettik. Günlerdir süren yağmur yüzünden Boğazçay gürül gürül akıyordu. Bir süre Çayönü'ne derenin karşı yakasından bakıp fotoğraflar çektik, ama sonra dayanamayıp paçaları sıyırdık ve derenin çok derin olmayan bir kısmından karşıya geçtik! İyi ki de geçtik! Kafataslı yapıyı, ızgara planlı evleri, hücre planlı yapıları ve Terrazzo binasını yakından göremeseydim gerçekten üzülecektim.

Burada tanıştığımız eski bir işçi Halet Çambel'i saygıyla anarak 'O herkesin anasıydı' dedi ve kazı sezonu sonunda işçilere verdiği ziyafeti örnek gösterdi.

Derenin karşısından kafataslı binaya ve diğer yapılara bakış..

Kafataslı Bina (PPNB)

Hücre planlı yapılardan bir örnek..

Ayakkabılarımız derenin öbür tarafında kaldığı için burada yalınayak dolaştık, ayağıma batan 1-2 diken dışında oldukça zevkli oldu bu şekilde gezmek..
Bilindiği gibi, Çayönü Diyarbakır çevresindeki en önemli Çanak Çömleksiz Neolitik yerleşmelerinden biri. Buradaki farklı yapı evrelerinde farklı şekilde inşa edilmiş evler ve kült yapıları kazılmış durumda. Araştırma tarihçesi açısından da Çayönü Türkiye arkeolojisi açısından önem taşıyor. Braidwood-Çambel ekibinin 1960'larda birlikte çalıştığı, daha sonra İstanbul Üniversitesi Prehistorya ABD tarafından kazıları yürütülmüş bu arkeolojik alana şimdi gezi yolları yapılıyor ve bilgi panoları yerleştirilecek.

Göbeklitepe

Sadece prehistoryacılar için değil, tüm insanlık tarihi açısından dünyanın önde gelen arkeolojik alanlarından Göbekli Tepe. 1995'ten beri yürütülen kazılar sonucunda yöre toplumlarının yiyecek üretimciliğine geçişin arifesinde Urfa yöresinde inşa ettiği tapınaklar ortaya çıkmış durumda. Erken Holosen dönemin verimli, yağışlı ve ılık zamanlarında Urfa yöresinin son avcı-toplayıcıları yerleşik yaşama geçmekle kalmıyor, mimaride ve mimari süslemede çığır açan eserleri yaratıyorlar.

Göbeklitepe PPNA ve PPNB dönemleri boyunca kullanılmış ve inşa edilmiş, MÖ 8500 civarlarında ise tamamen terk edilmiş ve unutulmuş bir kutsal alan. Alan terk edilirken tüm binalar da gömülerek terk ediliyor, bu nedenle binalar ve özellikle içlerindeki T şekilli dikilitaşlar çok iyi korunmuş durumda. Dünyanın anıtsal mimariye sahip en eski kutsal alanı burası. Göbeklitepe'nin varlığı bizim Erken Holosen avcı-toplayıcıları ile ilgili bildiğimiz, varsaydığımız birçok düşünceyi çürüten, insanın ağzını açık bırakan çok değerli, dünyada eşi benzeri olmayan bir arkeolojik alan..

Urfa'dan kahverengi tabelaları izleyerek rahatça ulaşılan Göbekli Tepe'de, malesef kazı sezonu olmadığı için, binaların içine girme fırsatımız olmadı. Duyduğumuza göre, Bahar sezonu kazılarına Kültür Bakanlığı'ndan izin bu sene çıkmamış. Gerçekten çok acı, çünkü binalara sadece dışarıdan bakmakla yetinmekle kalmadık, ayrıca birçok dikilitaşı da yakından görememiş olduk. Neyse, artık bir dahaki sefere diyerek, Göbeklitepe'de Klaus Schmidt ve ekibinin uzun yıllar kazıları sürdürmesini arzu ettik.

Bilindiği gibi, Göbekli Tepe'de şimdiye kadar A-F kutsal binaları kazılarla ortaya çıkarıldı, ancak tepe üzerinde gerçekleştirilen jeofizik çalışması sayesinde bu yuvarlak planlı dikilitaşlı binalardan en az 20 adet kadar olduğu biliniyor!

T şekilli dikilitaşlardan biri. Bir boğa, tilki ve turna kuşu altalta kabartma olarak işlenmiş..

A-D yapılarının genel görünümü. Öndeki C yapısı..

Yapılara sırtımızı dönüp nereye bakıyoruz?
Göbeklitepe üzerinden panoramik görüntü, üzerine tıklayıp büyütebilirsiniz!!
  
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...